11 Haziran 2026’da Mexico City’de Estadio Azteca’nın çimlerinde başlayacak olan 2026 FIFA Dünya Kupası, futbol tarihinin pek çok açıdan yeni bir sayfasını açıyor. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika ortaklığında düzenlenen bu turnuva; üç ülkede, on altı şehirde, otuz dokuz gün boyunca toplam 104 maça ev sahipliği yapacak. Klasik 32 takımlı formatın 48 takıma çıkarıldığı, on iki grubun oluşturulduğu ve grup ikincilerinin yanında en iyi sekiz üçüncünün de son 32 turuna kalabildiği bu yeni yapı, beraberinde sayısız stratejik soruyu da getiriyor. İşte tam da bu yeni düzenin merkezinde, dikkatleri üzerine çeken gruplardan biri var: I Grubu.
Fransa, Senegal, Norveç ve Irak. Tek başına bu dört ismin yan yana yazılması bile, herhangi bir futbolseverin ilgisini canlı tutmaya yetiyor. Bir tarafta dünyanın hâlâ en derin kadrosuna sahip ekiplerinden biri olarak gösterilen Fransa; öbür tarafta Afrika futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en yetenekli kuşaklardan birine sahip Senegal; tüm Avrupa’yı titreten ve bir golcüsüyle dengeleri sarsan Norveç; ve kırk yıl sonra dünya sahnesine geri dönen, hikâyesi sadece sahaya değil insanlığa da dokunan Irak. Bu grup, klasik anlamda ‘ölüm grubu’ kalıbına tam oturmasa bile, futbolseverlerin gözlerini ayıramayacağı dengeleri ve karşıtlıkları içinde barındırıyor.
I Grubu maçları 16 Haziran ile 26 Haziran 2026 tarihleri arasında oynanacak. Doğu yakasının en görkemli stadyumları olan New Jersey’deki MetLife Stadyumu, Massachusetts’teki Gillette Stadyumu ve Philadelphia’daki Lincoln Financial Field bu grup mücadelelerinin başlıca sahneleri olacak. Senegal-Irak karşılaşması ise sınırı aşıp Toronto’daki BMO Field’da oynanacak. Yani I Grubu, sadece sportif anlamda değil; coğrafi açıdan da Atlantik kıyısının iki tarafına yayılan, geniş bir hikâye yaratacak. Bu yazıda söz konusu grubu detaylıca ele alacak; takımları, yıldız oyuncuları, fikstürü, geçmişten gelen mirası ve ihtimalleri olabildiğince kapsamlı biçimde inceleyeceğiz.
Grubun açık ara favorisi olarak ringe çıkan Fransa, sadece kadro derinliğiyle değil; turnuva kültürüyle de rakiplerinden ayrışıyor. Son altı büyük turnuvanın üçünde finale çıkmış, 2018’de altın madalyayı boynuna asmış, 2022’de ise bir gol farkıyla şampiyonluğu Arjantin’e bırakmış bu takım; 2026’ya da büyük bir hırsla geliyor. Ancak bu kez işin sportif boyutunun ötesinde, duygusal bir yan da var: Didier Deschamps’ın milli takımın başındaki son turnuvası olacak bu Dünya Kupası. Yıllardır Fransız futbolunun mimarı olan Deschamps, hem oyuncu hem antrenör olarak Dünya Kupası kaldıran az sayıda isimden biri olma yolunda son şansını arayacak. Bu durum, Fransa’nın hücum oyununa sürpriz bir ek motivasyon katıyor.
Kadro derinliği gerçekten korkutucu. Hücumda Kylian Mbappé liderliğinde Ousmane Dembélé, hızla yükselen genç golcü Hugo Ekitike ve sürpriz performansıyla millî takıma girmeyi başaran Bradley Barcola gibi isimler var. Orta sahada Aurélien Tchouaméni’nin denge görevini, Eduardo Camavinga’nın enerjisini, Warren Zaïre-Emery’nin akıllı pas tercihlerini görüyoruz. Defansta William Saliba ve Dayot Upamecano dünyanın en güvenilir stoper ikilisi olarak gösterilirken; Theo Hernandez ve Jules Koundé bek mevkilerinde dengeyi sağlıyor. Kalede Mike Maignan ise hem refleksleri hem ayakla oyun katkısıyla Fransa’nın belirleyici figürlerinden biri haline gelmiş durumda. Yedek kulübesinde bile herhangi bir milli takımda ilk on bire girecek isimler dolu.
Mart 2026’daki hazırlık penceresinde Fransa’nın oynadığı maçlar, beklentileri iyice yükseltti. 26 Mart akşamı Gillette Stadyumu’nda Brezilya ile karşılaştılar ve maçı 2-1 kazandılar. Mbappé’nin rakip yarı sahada bastıran Tchouaméni’nin ardından Dembélé’nin asistiyle attığı gol, sezona damga vurdu. Aynı stadyumda Ekitike’nin de skora katkı sunması, Fransa’nın hücumda sadece bir yıldıza dayanmadığını net biçimde gösterdi. İlginç bir tesadüf de şu: Bu hazırlık maçının oynandığı Gillette Stadyumu, Fransa’nın 26 Haziran’da grup aşamasındaki son maçında Norveç ile karşılaşacağı stat. Dolayısıyla ekibin büyük bölümü, sahanın çimine, soyunma odasına ve seyirciye çoktan aşinalık kazandı.
Fransa, grupta ilk olarak 16 Haziran’da MetLife Stadyumu’nda Senegal ile karşılaşacak. Bu maç, sadece grupta gidişatı belirleyecek bir mücadele değil; aynı zamanda 2002 Dünya Kupası’nda Senegal’in Fransa’yı 1-0 yendiği o tarihî açılış maçının üzerinden çeyrek asır geçtikten sonra iki ekibin yeniden Dünya Kupası’nda buluşması anlamına geliyor. Tarihin tekerrür edip etmeyeceği konusunda, 2002 yılında Papa Bouba Diop’un attığı o ünlü gol futbolseverlerin hâlâ aklında. 22 Haziran’da Lincoln Financial Field’da Irak ile, 26 Haziran’da ise Gillette Stadyumu’nda Norveç ile mücadele edecek olan Fransa için en ciddi sınav muhtemelen son maç olacak. Çünkü Norveç, bu grupta oluşacak puan tablosunu altüst edebilecek tek isme — yani Erling Haaland’a — sahip.
Norveç’in 2026 Dünya Kupası’na gelmesi, sadece Norveç futbolu için değil; bütün Avrupa için bir ‘tarihî olay’ niteliğinde. Çünkü bu ülke en son 1998 Fransa Dünya Kupası’nda boy göstermiş; o turnuvada Brezilya’yı eleyerek son 16’ya yükselmiş ama ardından gelen 28 yıl boyunca dünya sahnesinden uzak kalmıştı. 1994 ABD ve 1998 Fransa Dünya Kupaları’na katılan o nesil emekli olduktan sonra, ülke kendine yeni bir kuşak yetiştirmek için sabırla bekledi. Şimdi o nesil geldi ve hepsi bir arada, güçlerinin zirvesinde. Erling Haaland, Martin Ødegaard, Antonio Nusa, Oscar Bobb, Alexander Sørloth ve Julian Ryerson gibi isimlerin aynı milli takım formasını giymesi, Norveç tarihinde benzeri görülmemiş bir hücum gücü oluşturuyor.
Eleme sürecinde gösterdikleri performans, herkesi şaşırttı. Norveç, sekiz maçtan sekizinde galip geldi ve grubunu mağlubiyetsiz lider olarak tamamladı. +31 averajı, gruptaki rakiplerinin hiçbirinin yakınına bile yaklaşamadığı bir farktı. Üstelik bu galibiyetler arasında deplasmanda İtalya’yı 4-1 mağlup ettikleri o akşam vardı: San Siro’da Haaland önce muhteşem bir voleyle, ardından da bir golcü içgüdüsüyle iki gol atarak Norveç’i Dünya Kupası’na taşıdı. Üç dakika içinde dengeyi tamamen değiştiren bu performans, Norveç’in artık ‘kişisel mucizelere’ bağlı olmadığını; sistematik biçimde büyük takımları yenebilen bir kolektif olduğunu gösterdi.
Haaland’ın eleme istatistikleri ise rekor düzeyinde. Manchester City’nin yıldız golcüsü, eleme aşamasında 16 gol atarak Robert Lewandowski’nin 2018 Dünya Kupası elemelerinde Polonya forması altında kaydettiği rekoru eşitledi. Üstelik bu 16 golün ortalaması maç başına ikiyi geçiyor; rakip Moldova ile oynanan 11-1’lik karşılaşmada beş gol birden atması ise futbol tarihindeki nadir hat-trick’leri bile gölgede bıraktı. İsrail’e karşı bir hat-trick daha kaydeden Haaland, sekiz maçın her birinde fileleri sarstı. Bunu yapan oyuncu sayısı ise tek elin parmaklarını geçmiyor.
Ancak Norveç sadece Haaland’dan ibaret değil. Arsenal’in beyni Martin Ødegaard, eleme sürecinde yedi asistle takımının ana yaratıcısı oldu; bu yedi asistin dördü Haaland’a yapıldı. Yani ikilinin uyumu, Manchester City – Arsenal rekabetinin ötesinde milli takımda altın bir partnerlik üretiyor. Kanatlarda Antonio Nusa’nın patlayıcı dribbling’i, Oscar Bobb’un soğukkanlı kontrolü ve Alexander Sørloth’un fiziksel varlığı, takımın hücum opsiyonlarını çoğaltıyor. Defansta tecrübeli Kristoffer Ajer ile Borussia Dortmund’da iyi sezon geçiren Julian Ryerson görev yaparken; kalede Ørjan Nyland deneyimi getiriyor. Antrenör Ståle Solbakken ise oyuncularına ‘Norveçli ruhu’ diye tarif edilen bir savaşçılık ile teknik kalitenin birlikte yaşamasını öğütleyen, ölçülü bir taktikçi.
Norveç, ilk maçında 16 Haziran’da Gillette Stadyumu’nda Irak ile karşılaşacak. Bu maç, kâğıt üstünde grubun en eşitsiz mücadelesi gibi görünse de, futbolun sürprizleri konusunda kimse rahatlık içinde değil. Ardından 22 Haziran’da MetLife Stadyumu’nda Senegal ile çok kritik bir mücadele oynanacak; çünkü Senegal’in grupta ikinciliği için Norveç’i deviremese bile berabere bırakması bile yetebilir. 26 Haziran’da ise Fransa ile zirve mücadelesi var. Bu maç sadece grup birinciliğini değil; iki ekibin son 16’da kimle eşleşeceğini de belirleyecek.
Senegal, Afrika’nın hâlâ en güçlü kolektiflerinden biri ve I Grubu’nun en az tahmin edilebilen takımı. Şubat 2026’da Fas’ta düzenlenen Afrika Uluslar Kupası’nda finalde Mısır’ı yenerek üst üste ikinci kez şampiyonluğa ulaşan Aslanlar, kıtada kararlı biçimde otoritelerini koruyor. Eski yıldız Aliou Cissé’nin görevi bırakmasının ardından teknik direktörlüğe getirilen Pape Thiaw, ekibe yeni bir oyun anlayışı yerleştirmeyi başardı: agresif ön baskı, sert orta saha presi ve kanatlardan hızlı kontra ataklar. Kadro yaş ortalaması düşük ama tecrübe ile gençlik arasındaki denge oldukça iyi kurulmuş durumda.
Tabii ki bütün dengelerin ortasında hâlâ Sadio Mané var. 33 yaşında olmasına rağmen Mané, geçen sezon Suudi Arabistan’da gösterdiği performansla milli takım için vazgeçilmez olmaya devam ediyor. Hem klasik kanat, hem ikinci forvet, hem de penaltı ve direkt frikik kullanıcısı olarak takımın kilit oyuncusu. Yanına eklenen Nicolas Jackson — Chelsea’nin uzun boylu, fiziksel ve tehlikeli santrforu — Senegal’in hücum hattını alabildiğine çeşitlendiriyor. Bir başka önemli isim Ismaila Sarr; Crystal Palace’taki istikrarlı performansının ardından Senegal’in sağ kanadında yıldızlaşan bu oyuncu, hızıyla rakip defanslara nefes aldırmıyor. İdrissa Gana Gueye, Pape Matar Sarr ve Lamine Camara gibi orta saha isimleri de hem topu kontrol etme hem de tahta perde gibi savunma yapma özellikleriyle takımın belkemiğini oluşturuyor. Defansta Kalidou Koulibaly hâlâ liderlik yapıyor; Moussa Niakhaté yanında dengeyi kuruyor. Kalede ise Edouard Mendy, zaman zaman eleştirilen ama büyük maçlarda mucizelere imza atabilen bir isim.
Senegal’in 2026 Dünya Kupası kampını biraz gölgeleyen bir mesele de var: AFCON finali sonrası ortaya çıkan ve hâlâ Spor Tahkim Mahkemesi’nde (CAS) süren bir tartışma. AFCON yarı finalinde Fas ile oynanan maçta hakem kararlarına yönelik Fas Federasyonu’nun açtığı dava, henüz kesin bir hükme bağlanmadı. Bu durum, Senegal’in turnuva öncesi konsantrasyonunu olumsuz etkileyebilir gibi görünse de, oyuncuların açıklamaları dikkat çekici düzeyde sakin: Mané ve Koulibaly başta olmak üzere takım kaptanları, ‘biz sahada cevap verelim’ söylemiyle motivasyonu yüksek tutmaya çalışıyor. Tecrübeli oyuncuların liderliği, böyle gergin bir atmosferde ekibe katacağı en büyük katkı belki de bu olacak.
Senegal’in fikstürü oldukça zorlu. 16 Haziran’da turnuvanın açılış raundunda Fransa ile oynayacak olmaları, takımın hemen ilk maçtan dünyanın gözü önüne çıkacağı anlamına geliyor. Bu maç, Senegal için 2002’deki o efsanevi açılış galibiyetinin gölgesinde, motive edici bir hatıraya dönüşebilir. Ardından 22 Haziran’da MetLife Stadyumu’nda Norveç ile mücadele edecekler. Bu, gruptaki en kritik karşılaşma olarak gösteriliyor; çünkü Fransa zaten favori, fakat ikincilik mücadelesi büyük ihtimalle Senegal-Norveç ekseninde kararlaşacak. Son maçta ise 26 Haziran’da Toronto’daki BMO Field’da Irak ile karşılaşacaklar. Tüm üç maçtan da puan toplamayı başarırsa, Senegal grup ikincisi olarak son 32’ye rahatça kalabilir; ancak iki büyükten birine kaybetmesi durumunda en iyi üçüncü olabilmek için averaja çok dikkat etmesi gerekecek.
Irak’ın bu Dünya Kupası’nda olması, sadece sportif bir başarı değil; futbolun ülkelere, halklara ve duygulara ne kadar derin bir biçimde dokunabileceğinin somut bir örneği. Lakapları ‘Mezopotamya Aslanları’ olan bu takım, Dünya Kupası’na en son 1986 Meksika’da çıktı; o turnuvada üç maçta da yenildiler ve gruptan çıkamadılar. O günden bu yana 40 yıl, neredeyse iki kuşak değişti. Ülke savaşlar, ambargolar, siyasi belirsizlikler gördü. Buna rağmen futbol, halkın belki de en güçlü bağlantı noktalarından biri olarak kaldı. Ve şimdi, 2026’da, Irak yeniden Dünya Kupası sahnesinde.
Irak’ın elemelere giden yolu hiç kolay olmadı. Asya Konfederasyonu’nun karmaşık üç turlu eleme sürecinde direkt bilet alamadılar. Ardından kıtalar arası play-off’a kalmayı başardılar ve Mart 2026 sonunda Meksika’nın Monterrey kentinde oynanan turnuvada Bolivya ile karşılaştılar. 31 Mart 2026 günü oynanan finalde 10. dakikada Ali al-Hamadi’nin korner sonrası kafa golü skoru açtı; 38’de Moisés Paniagua eşitliği sağladı; ama 53. dakikada Aymen Hussein, Marko Farji’nin ortasını kaleye gönderip Irak’ı 2-1 öne geçirdi. Maçın geri kalanında Iraklı oyuncular beklentinin çok üzerinde bir disiplinle savunma yaptılar ve son düdükle birlikte 40 yıllık bir hasrete son verdiler. Irak’ın Dünya Kupası’na giden 48. ve son takım olduğunu da unutmamak gerek; yani turnuva bekleme listesi tamamen onlarla tamamlandı.
Bu zaferin ardındaki en önemli isimlerden biri kuşkusuz Avustralyalı teknik adam Graham Arnold. Avustralya milli takımını 2022 Dünya Kupası’na taşımış ve grup aşamasını geçirtmiş bir antrenör olan Arnold, 2025 yılında Irak’ın başına geçti ve kısa sürede ekibe modern bir taktik anlayış kazandırdı. Üstelik Mart 2026’daki play-off öncesi Orta Doğu’daki seyahat kaosu nedeniyle takım uçağının Meksika’ya geç gelmesi neredeyse maçın ertelenmesine sebep olacak kadar kritik bir krize dönüştü. FIFA’ya yazılan resmi başvurularla Arnold maçın geciktirilmesini talep etti; sonunda takım çartır uçakla zar zor Mexico’ya ulaştı ve bir hafta gibi kısa bir sürede maça hazırlandı. Bu zorlu sürecin ardından gelen galibiyet, oyuncuların ne kadar dirençli olduklarını gösterdi.
Kadronun yıldız oyuncuları, Avrupa kulüplerinde forma giyen birkaç isimle şekilleniyor. Forvette Ali al-Hamadi (AFC Wimbledon ve sonrasında İskoç Premier Lig kulüplerinde forma giydi), Aymen Hussein (Suudi Arabistan ligi) ve Mohanad Ali (Katar ligi) ön plana çıkıyor. Orta sahada Amir Al-Ammari (İsveç ligi) ve Bashar Resan (Ortadoğu kulüpleri) yapı oyununu sürdürüyor. Defansta Zaid Tahseen ve Akam Hashim genç ama enerjik isimler; kalede ise Ahmad Basil görev yapıyor. Irak’ın oyun anlayışı, Arnold döneminde ‘düşük blok savunma + hızlı kontra’ formatında şekillenmiş durumda; başta Avustralya milli takımıyla benzer bir taktik DNA’sını paylaşıyorlar.
Irak’ın gruptaki şansı, kâğıt üstünde sınırlı olabilir. Ancak şunu da unutmamak gerek: 48 takımlı yeni formatta en iyi sekiz üçüncü turun ileri aşamasına geçebiliyor. Bu, Irak gibi ‘sürpriz’ kategorisindeki takımlar için bir kapı aralıyor. Bir maçta puan kaybetmemeye çalışıp diğer iki maçta da maksimum savunma direnci göstermeleri durumunda, son 32’ye kalmak imkânsız değil. İlk maçları 16 Haziran’da Norveç ile Gillette Stadyumu’nda; ikinci maçları 22 Haziran’da Fransa ile Lincoln Financial Field’da; son maçları ise 26 Haziran’da Senegal ile BMO Field’da olacak. En realistik puan beklentisi, Senegal maçında elde edilebilecek bir beraberlik; ya da deplasman üstünlüğünün yarattığı sürpriz bir galibiyet. Hangisi olursa olsun, Iraklı taraftar grup aşamasındaki her dakikayı tarihsel bir hatıra olarak yaşayacak.
Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın birlikte düzenleyeceği 2026 Dünya Kupası, 11 Haziran’da başlayacak ve…
48 takım, 12 grup ve 104 karşılaşma. ABD, Kanada ve Meksika'nın ortaklaşa ev sahipliği yaptığı…
11 Haziran 2026'da Mexico City'deki tarihi Estadio Azteca'da başlayacak olan 2026 FIFA Dünya Kupası, futbol…
Futbolun en büyük şöleni olan 2026 Dünya Kupası, ABD, Kanada ve Meksika'nın ortaklaşa düzenleyeceği bu…
Yıllarca beklenen, hayal edilen, kimi zaman umutsuzluğa düşülen ama asla vazgeçilmeyen o gün geldi. Bizim…
Futbol dünyasının dört yılda bir tıkanan nefesini yeniden açacak olan 2026 Dünya Kupası, ABD, Kanada…